ABD'de CIA’nın kontrolünde yaşayan Fethullah adlı dinler arası diyalogcu yobaza bağlı çalışan, ama kağıt üzerinde hiçbir bağı yokmuş gibi gözüken Cihan Haber Ajansı’nın bugün abonelerine geçtiği bir haber terbiyesizliğin ve haysiyetsizliğin geldiği son noktayı göstermesi açısından son derece anlamlı.
Diyarbakır’da şehit olan Jandarma Er İsmail Uygun’un ailesi ile röportaj yapmaya giden CHA muhabiri, abonelere geçilen haberde güya aile bireylerinin ağzından aynen şunları yazma terbiyesizliğini gösterdi: “Uygun'un annesi Sultan Uygun, "Hep bizim gibi ailelerin çocukları şehit düşüyor. 2 yaşındaki torunum babasız kaldı. Ben vatan sağ olsun demeyeceğim." dedi. Şahit annesi, 3 aylık asker olan oğluna terör bölgesinde günde 7 saat nöbet tutturulmasına da tepki gösterdi. Acılı anne, "Komutanı oğluma namaz kıldığı için tepki gösteriyormuş. Günde 7 saat nöbet tutturuyormuş." diyerek feryat etti.
Bu tip haberlerde çevreme hep alt metinleri okumalarını tavsiye ettim. Yani yazılanı değil, anlatılmak isteneni. Ve mutlaka şunu tembih ettim: “Bu haberlerin kimin işine yaradığını hesaplayın. Yani tersten düşünün”
CHA muhabiri güya ailenin görüşüymüş gibi, iki dakikada Mehmetçiği Allahsız ilan ediverdi.
Güya şehit askerimiz namaz kılamıyormuş.
Kılmaya çalışınca da komutanı kızıyormuş.
Hatta bu yüzden tüm arkadaşları ense yaparken, (SADECE) 3 aylık eğitim alan şehidimize günde 7 saat nöbet tutturuluyormuş.
Tabii muhabirin aklı fikri TSK’yı küçük düşürmek olunca, buna bir de askeri konulardaki cahilliği eklenince, kaleminin ayarını kaçırıp, yazmış da yazmış.
Oysa Türk insanının askere koşa koşa gittiğini, ikinci gün şafak saymaya başladığını ve terhis günü de evine koşa koşa geldiğini düşünse; hiçbir askeri birlikte zorunluluk olmadıkça günde 6 saatten fazla nöbet tutturulmanın yasak olduğunu öğrense, isteyen askerlerin nöbetlere denk gelmediği sürece namazlarını kılabildiklerini bilse bunları yazmayacak.
Askerlik psikolojisi çok ilginçtir.
Bu yazının sahibi, “Tek yol devrim” sloganlarıyla meydanlara çıkan arkadaşını tesadüfen aynı yerde askerlik yaparken süngü hücumu eğitiminde herkesten önce fırlayarak, “Allah Allah” diye hücum etmesini mutlulukla ve tebessümle seyretmiştir…
Asker psikolojisi çok ilginçtir.
Çünkü en çok o asker yorulur, hep onun hakkı yenir…
Ha bir de her asker mutlaka bir subay veya olmadı astsubay dövmüştür.
Hadi dövmediyse öyle sert tepki vermiştir ki, o subay veya astsubay bir daha o askerin önünden bile geçmemiştir.
Bunlar askerliğin şanındandır.
Bu muhabir bunları bilse biraz daha serinkanlı olacak.
Ama önceden Atatürkçü ve Laik askerlere karşı güdülenmiş bu arkadaş, haberini salyalar saçarak yazmış.
İşte ortaya da bu hilkat garibesi ucube haber çıkmış.
Ama sonuçta, evlatlarını, yani canlarını kaybetmiş insanların normal tepkilerine bir de istediği yönde gaz veren muhabir, istediği malzeme ile bürosuna dönmüş.
Yani sonuçta TSK ve onun komutanları Allahsız, dinsiz, imansız, hatta kafirmiş.
Eee mutlaka birisi çıkıp da, “Yalan mı?” der.
Hiç yalanı, gerçeği ispatla zaman kaybetmeyelim.
ASKERHABER okuyucuları arasında askerliği yapmış olanlar bunun cevabını net olarak verirler zaten. Bu haberi yapan muhabirle aynı seviyeye inerek konuyu abartıp, ekmeklerine yağ sürmenin gereği yok.
-------------------------------------
Bu yobaz kafanın benzeri olan, “İnananların Yüzkarası” bir gazete ise, geçen sene Org. İlker Başbuğ’un Genelkurmay Başkanı olmaması için Paşa’nın İsrail’deki Ağlama Duvarı’nı ziyaret ettiğini yazmış ve bir de fotoğraf yayınlamıştı.
Yani elinde Müslaman-metre ile insanların inancını ölçme küstahlığını gösteren bu gazete, Başbuğ’un Yahudi olduğunu ima ediyordu.
Ama Allah’ın işine bakın ki, iki gün sonra bu sefer Başbuğ Paşa’yı Mescid-i Aksa’da bağdaş kurmuş dua ederken gösteren fotoğraflar ortaya çıktı.
Bu terbiyesiz gazete ise tek kelime bile özür dilemedi.
Şimdi de Org. Hasan Iğsız’ın askeri helikopterle keyif için pikniğe! gittiğini yazıyorlar. Doğru tabi, onlara göre koskoca orgeneralin eşeğe binmesi lazım. Helikopter, otomobil o paşanın neyine… Ama fotoğraflarda piknik sofrası arasanız bulamazsınız.
Bu zihniyetin akıl hocalarından birisi ise geçenlerde başörtülü hanımlara nasıl örtünmesi gerektiğini anlatıyor.
Kendisi Hz. Muhammed’den sonra Allah’ın yeni elçisi olduğu için bu hakkı kendisinde görmüş ne de olsa.
Ona göre saçlarını topuz yapıp örtenler cehennemden çıkamayacaklarmış.
Sanırsınız ki cehennemi ve cenneti kendisi kurmuş, gidecek olanları da kendisi belirliyor.
Be adam sen kadın mısın? Sana ne kadınların sorunundan. Kadınlar bu sorunu çözemeyecek kadar gerizekalı mı?
Aslında bu adam, çaktırmadan Allahçılık oynuyor bizimle.
Kurmuşlar Allah AŞ’yi, bize dinimizi, imanımızı, peygamberimizi satıyorlar.
Çünkü biliyorlar ki, saf insanlarımız bu yobazların kontrolünden çıkarsa, “Ekmek paraları”ndan olacaklar.
Eee tabi dünyalık da gerekli kendilerine…
Şimdi de mezhep ve tarikatları yazıyor bu arkadaş.
Güya yol anlamına gelen, aslında İslam’da bütünleşmeyi değil ayrılığı ifade eden, daha abdestte bile anlaşamayan mezheplerin çok gerekli olduğunu söylüyor da söylüyor.
Hz. Peygamber döneminde hangi mezhepler vardı, Hz. Peygamber nasıl abdest alırdı, diye sorsanız apışıp kalacak.
Çünkü onun için o dönem değil, içinde yaşadığı ve rantını yediği bu dönem önemli…
Be adam araştıracaksan Hz. Peygamber’in nasıl abdest aldığını araştır, bunu tartış.
Sana ne saçtan, baştan.
Son olarak Neyzen Tevfik’e ait olduğu sanılan ama, aslında Emniyet Genel Müdürlüğü'nde Asayiş Şube Müdürü olan Mutlu Çelik’e ait olan şiiri yazalım. Sakın o isme yönelik olduğu anlaşılmasın. Sadece denk geldi.
Ne ararsın Tanrı ile aramda Sen kimsin ki orucumu sorarsın? Hakikatten gözün yoksa haramda Başı açığa neden türban sorarsın?
Rakı şarap içiyorsam sana ne Yoksa sana bir zararım içerim İkimiz de gelsek kıldan köprüye Ben dürüstsem sarhoşken de geçerim.
Esir iken mümkün müdür ibadet, Yatıp kalkıp Atatürk'e dua et, Senin gibi dürzülerin yüzünden, Dininden de soğuyacak bu millet,
İşgaldeki hali sakın unutma, Atatürk'e dil uzatma sebepsiz, Sen anandan yine çıkardın amma, Baban kimdi bilemezdin şerefsiz.
BU BÖLÜMDEKI DIGER HABER / YAZILAR
|