TSK'da kast sistemi kaldırılıyor.
TSK'da bir devir daha sona eriyor. Bir süredir demokratik ülkelerde olduğu gibi sivillerin kontrolüne sokulan, atılan demokratikleşme adımlarıyla siyasete karışmasının önüne geçilen TSK; bu kez kendi içinde çok ciddi bir demokratikleşme adımı atıyor!
Subay orduevlerinde "General subay" ayırımı ortadan kalkıyor.
Evet! Haber aynen böyleydi.
*****
Konu, Habertürk ve Askerhaber tarafından 5'e dakika arayla duyuruldu.
Habertürk haberi, "TSK'da kast sistemi kaldırılıyor" diye çok abartılı bir başlık ile sunarken Askerhaber ise, "Orduevlerine yeni düzenleme" başlığı ile "yapılanı" vermişti.
*****
Habertürk'ten bu haberi alıntılayan diğer gazeteler ve internet sitelerinin de aynı başlığı kullanması ile konu öyle büyüdü ki, "Orduevleri herkese açılıyormuş" gibi bir hava estirildi.
Basına kaynağı tarafından, "devrim (!)" olarak servis yapıldığı belli olan bu haber, içeriden insanlar için ise gayet normal bir durumdu.
*****
Abartılmış ve yanlış anlamaya müsait hale getirilmiş haber üzerine en çok heyecanlanlar ise uzman çavuşlar oldu.
"Sözleşmeli" olmalarına rağmen "Muvazzaf" olararak çalışan uzman çavuşlarımız bu ikileminin yarattığı gerginlikten dolayı TSK ile ilgili her haberi çok yakından izliyorlar ve etkin birer yorumcu olarak sürece katılıyorlar.
Yani olması gerekeni yapıyorlar.
Fakat suni olarak yaratılan heyecanlarının sonuca ulaşmadığını görünce de ister istemez hevesleri kursaklarında kalıyor.
Açık konuşmakta fayda var.
Bu haber Habertürk'ün internet sitesinde yayınlandıktan sonra aynı grubun televizyonunda da bu konu ile ilgili olarak bir program düzenlendi.
Programda iki konuk vardı, birisi emekli bir albay diğeri ise Emekli Uzmanlar Derneği Başkanı Esef Merdoğlu.
Konu "Subaylar ile generaller" iken Merdoğlu'nu ekranda gören uzman çavuşlar doğal olarak orduevlerinin kendilerine açıldığını sandılar.
ÖNEMLİ OLAN ZAMANINDA KONUŞMAK
Emekli Uzman Jandarmalar veya Emekli Astsubaylar Derneği'nin hiçbir açıklama yapmadığı bir konuda Merdoğlu'nun ekrana çıkması uzun zamandır uzman çavuşlar arasında yaşanan, "Bizim adımızla gerekli gereksiz her yerde konuşuyor" tartışmasını hatırlattı.
Nasıl ki öğretmenler, polisler sıkıntılarını anlatıyor, elbette uzman çavuşlar da sorunları ve çözüm önerilerini sıralayacak ama bir şart ile... Bunu tam zamanında, tam yerinde ve başkalarının haklarına saldırmadan yapacak.
Yani sırf adım gözüksün diye, "Çukurca'da pkk kışla bastı, askerleri koğuşlarında şehit etti" diye demeç verirseniz hem büyük bir psikolojik harekata imza atmış hem de, "pkk yatakhanelere bile giriyor" algısını yaratarak terör örgütüne hizmet etmiş olursunuz.
Netekim bu yersiz konuşmalar iki gün sonra canımızı çok sıkan bir gelişmeye neden oldu.
Malumunuz "Cumhurbaşkanı'na sorun" etkinliğinin sonuçları açıklandı.
Demokratik kurallar çerçevesinde haklarını arayan uzman çavuşlar Cumhurbaşkanı Abdullah Gül'e de taleplerini ilettiler ve "En beğenilen 10 soru" arasında 9'uncu sırada yer aldılar.
Fakat görüşme günü geldiğinde görüldü ki, "Öğretmen, polis ve hatta gıda mühendisleri" bile Çankaya'da iken ortada uzman çavuşlardan eser yoktu.
Uzman çavuşlar, ben de dahil, Merdoğlu'dan demokratik hakkımızın çiğnendiğine dair "sert bir açıklama" beklerken "Aynı kişinin verdiği tekrar oylar silindi" diye gerçekle ilgisi olmayan ve bahane yaratan bir açıklama gelmesi hayal kırıklığı oldu. Hele ki, "Genelkurmay rica etti. Gül bizi o yüzden çağırmadı" gibi olası bir açıklama ise sadece üzerine tüy diker ki, aynı zamanda Çankaya'nın da TSK'nın emri altında olduğu gibi akıllara zarar bir durum ortaya çıkar.
Neticede soru şu: "Siz şahsen ekran ekran gezmeyi mi, Cumhurbaşkanı tarafından konutta ağırlanıp sorunlarınızı bildirmeyi mi tercih ederdiniz?"
Subay orduevlerindeki bir yönetmelik değişikliği ile ekrana koşanların, uzman çavuşların Çankaya tarafından muhatap kabul edilmemesi üzerine tek cümlelik bile olsa basın açıklaması yapmaması dikkatinizi çekmiyor mu?
"İnsanlar geçicidir, kalıcı olan kurumlardır"
Uzman çavuşları Çankaya'nın tanımadığı bir rütbe haline getirmeye kimsenin hakkı yoktur.
Gelinen noktada ne yazık ki, uzman çavuşların "ağırlığı" yok olmuştu.
*****
Emekli Astsubaylar ve Emekli Uzman Jandarmalar derneğinin yaptığı gibi ağır duruş sergileyerek gerektiğinde konuşmak yerine her uzatılan mikrofona demeç verirsen geldiğimiz noktada Nagehan Alçı, Nazlı Ilıcak muamelesi görmeye başlarsın, hep gözüken ama etkisi sıfır...
Tabi bu sürece Habertürk'ün uzman çavuş dostu olarak gözüken ve dahi pkklıya bile "terörist" diyemeyen köşe yazarının katkısını da unutmamak gerekiyor.
*****
Uzman çavuşlar sorunları olan çok büyük bir kitle.
Ve bu tip büyük kitleler her türlü suistimale ve üzerlerinden kişisel çıkar kazanmaya açık hale gelebiliyorlar.
*****
Dernekler, sivil toplum örgütleri olarak hükümet üzerinde baskı yaratırlar ve istediklerini alırlar. Fakat siz bu baskı gücünü kullanmak yerine gidip o partiden milletvekili aday adayı olursanız, hükümet tarafından "ele geçirilmiş" olarak görülür ve lafınızı dinletemez hale gelirsiniz.
Bugün üzülerek söylüyorum ki, EMUZDER hala Milli Savunma Bakanı'na dosyalar hazırlayıp hala sorunlarını anlatmaya çalışıyorsa uzman çavuşların mücadelesi çok gerilere gitmiş durumda demektir.
Oysa düne kadar uzman çavuşlar sorunlarını devlet katında net olarak masaya koymuş ve bir baskı unsuru olarak Ankara'nın merkezinde heybetli bir duruş sergiliyordu.
Uzman çavuşlar kimsenin babasının malı değildir.
Ve kimsenin o kahramanlar üzerinden "kişisel çıkar" veya "koltuk" kazanma amacı olamaz.
Tekrar yazıyorum, o-la-maz!
Bunu aklından geçiren insan karşısında bizi bulur.
*****
Gelelim bundan sonra neler olacak kısmına.
Uzman (erbaşlık) çavuşluk sisteminin nasıl başladığını uzun uzun yazarak sizi yormayacağım.
Fakat şu noktaya dikkat çekmek istiyorum.
Sözleşmeli olarak başlayan ve terör bitince sonlandırılması veya sayılarının oldukça azaltılması planlanan uzman çavuşlar, zaman içerisinde TSK'da çok ciddi görevleri yerine getirerek muvazzaf gibi çalışmaya başladılar.
Örneğin bir batarya veya bölükte hangi askerin ne iş yapacağını anlatan TMK listesinde uzman çavuşlar, "10 Ton MAN veya tank şoförü" olarak gözükürken gerçekte o işi yapanların sayısı ise çok az.
Sabah içtimalarında, "Lider personel gelsin" denildiği zaman subay ve astsubaylarla beraber komutanın karşısına çıkan uzman çavuşların kendilerini "önemsiz ve geçici" hissetmelerini kimse beklememeli.
Uzman arkadaşlarımın tamamı kısa süreli eğitimden sonra rütbe taktıkları için, TSK'nın "uygulama zamanı" sistemini fark edemiyorlar.
TSK'da uygulama esasları, yönetmelikten ziyade ruhsal olgunlaşma ile belirlenir.
Yani verilen bir kararın tüm rütbeler tarafından içselleştirilmesi gerekir.
Bir örnek verelim.
2009 yılına kadar uzman çavuşların en büyük sorunu emeklilikti. Çünkü binlerce insandan oluşan bir yığılma meydana gelecekti.
Bunu gören Genelkurmay, bir kanun tasarısı hazırlayarak Meclis'e gönderdi ve kabul edildi. Türkiye'ye Askerhaber'in duyurduğu ve uzmanlar tarafından sevinçle karşılanan uygulamada 45, yani yaş sınırına gelen, uzman çavuşlar emekli olacaklar fakat MSB ve TSK'ya bağlı birimlerde "sivil memur" olarak çalışmaya devam ederek 52 yaşında da emekli maaşı almaya hak kazanacaklardı. Burada, "Neden kışla dışına çıkarılarak silahları ellerinden alınıyor?" sorusu akıllara gelebilir ama bu da, "Yaşı 45'i geçmiş 60 bin insanın nerede değerlendirileceği, yani kadrosuzluk" sorusunu getirir.
"SOSYAL PATLAMA OLABİLİR
Meclis'e gönderilen kanun tasarısında yer alan şu satırlar, birçok uzman arkadaşımızın sandığının tersine Genelkurmay'ın, ezmeye çalışmak yerine, sorunun farkında olduğunu ve çözümüne uğraştığını gösteriyordu:
"Bu durum önümüzdeki yıllarda yaş sınırı sebebiyle uzman erbaşların sosyal güvenceleri olmadan mağduriyetlerine sebep olacaktır. Askerlik sonrası uzman erbaşlığa başlayan bir personel 23 yıl sonunda askerlik mesleği dışında herhangi bir yetiye sahip olamayacağından işsiz kalacaktır. Aileleriyle birlikte değerlendirildiklerinde ciddi sosyal sıkıntı yaratabilecektir"
Ve kanun Meclis'ten geçti. En azından uzman çavuş arkadaşlarımızın gelecek kaygısı ortadan kaldırıldı.
Bundan sonra özlük hakları, lojmanlar, orduevleri veya dinlenme tesisleri gibi isteklerin de çözümü gelecek.
Sayıları aileleriyle beraber yüzbinleri bulan uzman çavuşlar tam 25 yıldır devletin bekası ve vatanın bölünmez bütünlüğü için dağlarda yaşıyorlar.
Kanunları da, özlük hakları da verilen bu emeğin karşılığını bulmak zorunda.
Değil evrensel insan hakları, vicdanlar da bunu emretmiyor mu?